Hayatın Anlamını Aramak!: Nietzsche'nin Yaşamı ve Felsefesi

  görünümler 1,027,071

PANDORA - FELSEFE

PANDORA - FELSEFE

5 yıl önce

Bu videoda Nietzsche'nin yaşamını ve felsefesini çarpıcı biçimde ele alınıyor. Nietzsche'nin hayatın anlamını arama yolculuğunu ve bir çok görüşünün nasıl yanlış anlaşıldığını anlatıyor. Bu video ile ilgili olarak aşağıdaki videoları da öneriyoruz:
• Nietzsche Bize Ne...
Nietzsche Bize Ne Söylemeye Çalışıyor?
• Tragedya'nın Meta...
Tragedya'nın Metafiziği
• Tragedyadaki Traj...
Tragedyadaki Trajik Bilinç: Ölüm Korkusunu Aşmak
• Aristofanes'in Ku...
Aristofanes'in Kuşları: Komedinin "Ahlaksız" Gücü
.

YORUMLAR: 454
PANDORA - FELSEFE
PANDORA - FELSEFE 5 yıl önce
Burada tartışmalar gittikçe başka bazı kanallarda kine benzer biçimde, ateist-dinci tartışmalarına kaymaya başladı. Bu yüzden özellikle ateist arkadaşların bazı konuları doğru anlamları önemli: Ateist olduğuna inanan arkadaşlar; felsefe, sosyoloji, tarih öğrenmeden toplumdaki sorunların asıl sebeplerini doğru anlayamazsınız. Sadece evrimle insanı, toplumu, dünyayı kavrayamazsınız. Evrim sadece biyolojik yapıların gelişim sürecinin öyküsüdür. Başka bir şey değildir. Sadece bilimsel bir öyküdür. Bir öykü üstüne inanç inşa etmenin; zamanında mitolojiler üstüne “din” inşa etmekten farkı yoktur. Söz konusu biyolojik yapıların sinirsel, yani nöral işleyişini, bilinç dışının ve korteksin nasıl bu nöral ağ üstünde yapılandığını, düşüncenin nasıl ortaya çıktığını, buna bağlı olarak ta psikolojiyi, arkasından psikolojinin davranışı nasıl şekillendirdiğini ve de davranışında sosyolojiye nasıl bağlandığını da öğrenmeniz gerekir. En son bağlamda da sosyolojik olarak insanın tarih içindeki yolculuğunu ve de buna paralel olarak ta toplum denen olgunun, onu oluşturan bireylerle birlikte felsefi çözümlemesini öğrenmeden tüm bu bileşenleri doğru biçimde bir araya getirip, bütünsel bir kavrayışa varamazsınız. Bütünsel bir dünya görüşü oluşturamazsınız. Bilim kendi içinde birçok disipline ayrılıp, 2500 yıl önceki asıl köklerinden yani felsefeden kopmuştur ve kendine yabancılaşmış, varlık nedenini unutmuştur. O yüzden günümüzde ateizm bilime sahip çıkıp, bilim adına konuştuğunu söyleyip duruyor. Ateizm de sonuçta bir tür dindir, yani bir ideolojidir. Nihayetinde ateizm de son bağlamda bir hakikat arayışıdır. Bilim, yani sistemli sorgulama, mantıksal akıl yürütme Aristoteles tarafından 2500 yıl önce, dinsel bilgiye karşı, yani mitosa karşı başlatılmıştır. Sistemli sorgulama ve mantık felsefenin konusudur ve dinsel bilgi (mitos) karşısında hakikate ulaşmak için biricik yoldur. Bilim bunun için sadece araçtır. Fakat daha sonra orta çağda kilise felsefeye nüfus ederek, kullanılan kavramları deforme etmiş ve çarpıtmıştır. Bunun sonucu da bilim felsefeden kopmuş ve zaman içinde köklerine yabancılaşmıştır. Bilimin asıl amacı hakikate doğru bilgi yardımı ile ulaşmaktır. Yani bilimin unutulmuş olan asıl temel amacı felsefi bir amaçtır. Yoksa bu kadar bilimsel araştırma ve geliştirme neden yapılsın ki? sadece kapitalizme hizmet edip, daha fazla teknolojik ürün üretmek için mi? Günümüzde dünyada yaşanan ekonomik ve sosyal krizlerin temelinde bu gerçek vardır. Bilimin ürettiği sonuçlar insanlığın barış ve refaha ulaşması için değil kapitalizmi besleyecek yeni ürünlerin ve teknolojilerin üretilmesi için kullanılmakta. Bu ürün ve teknolojiler insanlığın ortak hedefleri, barış ve adalet için değil, insanın çevresine ve kendine yabancılaşıp, stres içinde, tatminsiz, mutsuz birer bireylere dönüşmesi için kullanılıyor. Böylece daha kolay yönetilip, manipüle edilebiliyorlar. Dünyanın her yerinde, kapitalizme hizmet eden iktidarların kolayca dini ve ideolojiyi kullanıp, halkı bölerek ve ötekiler yaratarak, savaşlarla toplumları yönetebilmesinin önü açılıyor. Köklerinden koparılmış ve birçok disipline ayrılarak kendi varoluşuna yabancılaşan bilim din karşısında köşeye sıkışınca, ha bire; işinin “neden?” sorusunu sormak olmadığını, sadece “nasıl?” sorusunu sormak olduğunu tekrarlayıp duruyor… Ama “nasıl” sorusu “neden” sorusu olmayınca boşlukta asılı kalan sonuçlar üretiyor ve bu sonuçlara da hem kapitalizm hem de din sahip çıkıyor. Sonrada ateistler bu duruma bakıp, şaşıp kalıyorlar. İnsan nedir, neden vardır, düşünce nedir, akıl, bilinç nedir?... gibi varoluşsal metafizik soruları evrimle açıklamaya çalışıyorlar. Ve tabi bir noktaya varamayıp, sonra bilimi yani sadece hakikate ulaşmak için bir araç olan bir disiplini dogmalaştırıp, dinleştirme yoluna gidiyorlar. Bilgisizlik yüzünden "hakikat" kavramı sanki sadece dinin alanına giriyormuş, mistik bir şeymiş gibi algılanıyor. Oysa ilk başta bilimin doğmasının asıl sebebidir. Ve bilim inançsızlık demek değildir. Hakikate inanmak demektir. Felsefi hakikat inancı, tabiatı gereği tek dogmalaşamayacak olan, dine dönüşemeyecek olan inançtır. Tekrar, tekrar kendini sonsuza kadar var eden bir oluş biçimidir. Ateizm ise dine bir tepki olarak ortaya çıkan ama neticede oda temelleri gereği, yani dinlerle aynı temelleri paylaştığından (bir öyküye dayandığından) dinsel bir inançtır. Yukarılarda bahsettiğimiz tarzda felsefi bir bütünsel dünya kavrayışı sunamaz. Bu yüzdende inandığı öyküyü merkeze koyarak, öykü üstünden bir inanç geliştirir. Kanaat önderi gibi hareket etmeye başlayan (olmaya çalışan) bazı ateist arkadaşlar bu günlerde iyice saçmalamaya başladılar. Zamanında, Osmanlıdaki aydınlanma hareketinin bir devamı olan Atatürk’ü nasıl bazıları "Kemalizm" diye bir dine dönüştürdüyse ve Cumhuriyet fikrinin toplumun geneline yabancılaşmasına neden olduysa, şimdide kendilerine ateist diyen bazı kişiler de bilimi “evrim” adı altında dine dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunun için bir takım evrim savunuculuğu yapar gibi gözüküp, aynı dini liderlerin çıkması gibi, kanaat önderleri olmaya çalışanlar var. Etrafında aldıkları ateist müritleriyle birlikte sanki dini bir tarikat gibi hareket etmeye çalışıyorlar. *Bu ülkeye en büyük zararı Cumhuriyet devrinden beri bu “yarı aydın” tipler vermiştir.* Köyden şehirlere göçen halkın bilinçlenmesi, eğitilmesi ile uğraşacaklarına, bu insanların gelenekleriyle, dinleriyle dalga geçmeyi marifet bilip, kendi cahilliklerinin, tembelliklerinin üstünü örtmeye çalıştılar. "Yarı aydın" tipi sadece birkaç bilimsel kitap okuyup, ne felsefeden haberi olan, ne sosyoloji ve tarih bilen, popülist insan tipidir. Ve toplum için en olumsuz insanları oluştururlar. Çünkü bunlar sadece halkla dalga geçmekle kalmaz, akademisyenlerle, felsefe ile, sanatçılarla, entelektüellerle de dalga geçmeyi marifet sayarlar. Kendi yetersizliklerini ve bilgisizliklerini böylece gizlemeye, kendilerini yüceltmeye çalışırlar. Bazen kitap yazmalarıyla veya sanatsal faaliyetlerle uğraşmalarına bakmayın bu tiplerin. “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler” misali son derece kısır yeteneklerini bir şey sanan tiplerdir. Zaten dikkatli bakarsanız doğru dürüst, işe yarar bir şey üretemediklerini, devamlı kendilerini tekrarlayıp durduklarını görürsünüz. Ahmet Hamdi Tanpınar bu ateist ve sözde bilimci tipleri zamanında romanlarında işlemiştir. Şimdinin ateist-dinci tartışması sanıldığı gibi yeni değil. Aynı tartışmalar Cumhuriyetin ilk yıllarından beri yapılmaktadır. Ama yarı cahil, sözde aydınlarımız bunlardan bir haber olduğundan, ne edebiyat, ne felsefe, ne de düzgün biçimde tarih okumadığından, bir arpa boyu yol kat edilmemiştir. Hep aynı konular, temcit pilavı gibi, evrim konusunu okuyup biraz öğrenen bu tipler tarafından, tekrar tekrar gündeme getirilir. Ne yazık ki Türk Solu da bundan nasibini almış, sadece sağda değil solda da bu tipler üzerine sosyalizm şekillenip, aslında sağdan bir farkı olmayan, sadece slogan üretmekten başka bir işe yaramayan bir harekete dönüşmüştür. Dahası hem sağda, hem solda bu tipler eğitime, devlete falan her yere sızıp, günümüz deki Türk-Kürt çatışmasının da temelini oluşturmuşlardır. Bu kişiler ateist-dinci çatışması dışında, birde sığ tarih ve siyaset bilgileri ile milliyetçilik üstünden Türk-Kürt çatışmasını pompalamayı da marifet bilirler. Felsefi ve sosyolojik alt yapıları olmadığından siyaseti yanlış anlarlar. Çevresindeki müritlerine de sanki çok biliyormuş gibi hep yanlış şeyler anlatırlar. Sığ, avam söylemlerle, milleti bir birine düşman etmeye çalışırlar. Terör baronlarıyla, siyasal söylemin arasındaki farkı ayıramazlar. Çok tehlikeli ayrışmaları körüklerler. Bu tiplerin tek sermayesi; ötekileştirme ve bunun üstünden nemalanmaktır. Çaktırmadan bunun üstünden para kazanamaya çalışırlar. Artık meslekleri bu olmuştur. Özellikle son birkaç yıldır youtube’da böyle tipler çoğalmaya başladı. Birde son zamanlar iyice meydanı boş bulup, felsefeyi, sosyolojiyi, sanatı falan kötülemeye, dalga geçmeye başladılar. Her hallerinden, nihai amaçlarının müritlerinden öyle ya da böyle para toplamak olduğu belli olan bu kişiler, özellikle gençlerin içinde bulundukları manevi arayışı sömürmeye çalışıyorlar. Gençlerin heyecanından, sahipsizliğinden, kaybolmuşluğundan faydalanmaya çalıp, onlara kısır, bir yere varmayan, günü kurtarmaya yönelik ümitler, heyecanlar veriyorlar. Arkadaşlar bu tiplere dikkat edin. İçinizdeki manevi boşluğu ve arayışı ancak sosyoloji, felsefe, tarih, sanat ve siyaset felsefesi (bilimi) öğrenerek gerçek anlamda giderebilirsiniz. Siz bakmayın sosyal bilimler bilim değildir, fen bilimleri bilimdir diyenlere. Bunları felsefeyi bilmeyenler böyle söylüyorlar. Daha ilk başta, 2500 yıl önce, fizik, biyoloji falan felsefeden çıkmıştır haberleri yok. Metafiziğin orijinal anlamı; orta çağda din tarafından deforme edilmeden önce, fizik dışı demek değildi, "Fizik üstü" anlamıyla, fiziğin ötesi kastedilerek kullanılan bir terimdir. Yani günümüzdeki kuantum fiziğinin kast ettiği evren gibi düşünebilirsiniz. Sadece “evrim” ile dünyayı, insanı, toplumu gerçek manada kavrayamazsınız. .
murat sekmen
murat sekmen 5 yıl önce
PANDORA - FELSEFE objektif ,gerçeğe sahip çıkan ve düşüncelerimi ifade eden bu yorum için teşekkür ederim.
Lithium
Lithium 5 yıl önce
bu güzel yazı ne yazık ki bu youtube videosunun altında yorumlarda kaybolacak, belki de en fazla 20 30 kişi görecek, keşke daha fazla kişiye ulaşabilse.
PANDORA - FELSEFE
PANDORA - FELSEFE 5 yıl önce
Burada anlatmaya çalıştığımız ateizmi ideoloji olarak kullanan “yarı aydın” tipini biraz daha açmakta fayda var: Siyasal İslam’ın ortaya çıkışının ve halkın samimi inançlarının sömürülmesi de, günümüzdeki Türk-Kürt çatışmasının ortaya çıkışının da asıl, temel sebebi bu yarı aydın tipidir. Yoksa Türkiye Cumhuriyetinin kaderinde aslında bunlar olmayabilirdi. Türkiye’nin kaderinde aslında hızlıca ilerlemesi için gerekenler vardı. Ama bu yarı aydın tipi halka sahip çıkacağına, onu küçümseyen bir tavır takınıp, halkı din bezirganlığı yapan kasaba kurnazı politikacıların eline terk etti. Bu tiplerin temel gayeleri; satacak bir şeyleri olmadığı için sözde milliyetçilik söylemi ile hemen hemen her kesimde ötekiler yaratmaktır. Böylece kısır fikirlerini yeni yeni bilinçlenen genç kuşaklara satmayı umut ederler, kendilerini önemli kılmaya çalışırlar. Genç beyinleri zehirleyip Türkiye’nin geleceğinden çalarlar. Narsislik en büyük hastalıklarıdır. Para yapabilirse en önde gelen kapitalistlere dönüşürler. Her şeyi unuturlar. Çünkü özünde burjuva özentililiği iliklerine kadar işlemiştir. Narsislik hastalığının temelinde bu derinlerde yatan özenti yatar. Yeşilçam filmlerini dikkatli biçimde analiz ederseniz, Türkiye’nin asıl probleminin köylülük ve bu burjuva özentiliği arasındaki fay hattı olduğunu açıkça görürsünüz. Bu fay hattı Türk toplumun asıl fay hatırdır. Gerçekte, ne sağ-sol çatışması ne de Kemalist-dinci çatışması gibi ideolojik bir fay hattı vardır. Bu ayrışmalar, bu fay hattından beslenen kasaba kurnazı politikacıların ve bu yarı aydın tipinin yapay olarak uydurduğu ayrımlardır. Bu yüzdendir ki Türk sineması bir arpa boyu yol gidememiştir. Neticede bu filmleri çeken bu yarı aydınlarımızdır. Din bezirganlığı yapan kasaba kurnazı politikacı neyse onun karşısındaki anti tezi sözde Kemalizm savunuculuğu yapan bu yarı aydın stereotiplerdir. Bu aydın tipide netice de tam şehirleşmemiş, köylülükten tam çıkmamış, arada kalmış ve ancak kasabalılık diyebileceğimiz zihniyette kalmış bir karakterdir. Şimdiki TV dizinlerinde de değişen bir şey yok. Sadece figürler ve aksesuarlar değişti. Örneğin dikkat edin bir şirket sahnesinde şirkette ne iş yapıldığı belli değildir, iş falan yapılmaz. Toplantılar bile karakterler arasında polemikler için mizansendir. Gördüğünüz sadece; patron otoritesi, zengin, güçlü ve yakışıklı erkek figürü falandır. Kadınlar ise eski Yeşilçam filmlerindeki fakir köylü kızın metaformoz geçirmiş hali, artık üniversiteye falan gitmiş, şehirleşmiş gibi gözüken ama zihinsel olarak kasabalılık düzeyinde, arada kalmış versiyonudur. Polemik (dedikodu) yaratmak, aynı kasabada olduğu gibi hala en büyük üretimdir. Zaten şirkette üretilen başka bir şeyde göremeyiz… Filmlerdeki ana tema hep aynı kalmıştır. Günümüzdeki dizilerdeki ana tema da güce tapmaktır. Zenginlik güç demektir, zenginin hizmetinde olan ise kuldur, patronun tebasıdır. Köyde ağanın ırgatı olmak kavramı sadece şekil değiştirmiş ve güç demek hala “ağa” olmak demektir. Dizilerde dikkat edin, tüm karakterler “ağa” ve “küçük ağa” özentisi karakterler etrafında dizilirler. Patron aslında hala eskinin ağasıdır. Senaryo bunun etrafında şekillenir. Kadınlar ağanın otoritesine boyun eğmekte nazlanan, sözde özgürlüğüne kavuşmuş karakterlerdir. Senaryo bu güce boyun eğme ve saygı duyma teması etrafında şekilden şekle girer. Gizliden gizliye, güç cinsellik yerine kullanılır. Dizilerde karakterleri hiç gerçekten sevişirken göremediğimizden mi nedir, adeta erkek patron güç gösterisiyle önüne geleni her dakika beceriyor ya da becerecek gibidir. Hep bir tahakküm kurma, hegemonya kurma, boyun eğmeye zorlama atmosferi vardır. Cinsellikte bu yüzden aynı kaba atıldığından, ortada son derce dominant görünüşlü erekler (ağa özentileri) kol gezer. Aslında bu dizlerde sanki sürekli Afrika’daki maymunlar arasındaki güç savaşlarını gösteren belgesel seyrediyor gibiyizdir. Başka bir tema yoktur. Sürekli bu belgeseli sanki tekrar tekrar izliyormuş hissine kapılırsınız . En entelim diyen diziden tutunda en basit diziye kadar hep aynı atmosfer vardır. Arada sırada da hanım ağalar görebilirsiniz. Ama onlarda neticede eril gücü sergilemekle erkeliği sergilemiş olurlar. Hala şarklı köklerimizden kurtulamadığımız için maalesef bizde burjuva kavramı sadece güç ile özleşmiştir. Türk halkının şehre göçmesi ve biraz zenginleşmesiyle ortaya çıkan burjuva anlayışı maalesef bu şekilde olmaktadır. Batıdaki gibi bilgiyle, kültürle ve sanatla toplum içinde sofistike bir statü kazanma yerine hala ilkel dürtülerin kontrolündeki bir güç anlayışı hakimdir. İlkel güç gösterisiyle statü kazanılacağı sanılır. Bu sahneler, adeta, maymun topluluklarındaki dominant erkeğin veya dişinin güç sergilemesine benzer. Tabi bu durum yaşanılan çağa ve kullanılan teknolojilere uyumsuz, çarpık bir psikolojiyi de peşi sıra ortaya çıkarır. Bu psikoloji en belirgin biçimde özellikle askeri bandolar, geçit törenleri izlerken, marşlar dinlerken veya dini bazı seremoniler yaşanırken ortaya çıkar. Kemalistler 10. Yıl marşı gibi ya da bazı askeri marşlarda, göğüsleri kabardıkça kabarır ve nerdeyse dışarı taşar gibi olur, gözleri dolar. Hatta, koca koca adamların; “…mavi gözlü kahraman 1919’da Çanakkale’ye ayak bası ve istiklal savaşını başlattı!…” sözleri coşkuyla söylendiğinde hüngür hüngür ağladığına şahit olabilirsiniz. Ya da diğer taraftan, bazı kişilerinde aynı biçimde; “…Peygamberimiz10 bin kişilik ordusuyla, hicretin 8. senesi, Ramazan ayı, Cuma günü Mekke’ye girdi ve Mekke tekbir sesleri altında fethedildi!…” sözlerini coşku ile dinlediklerinde, tekbir sesleriyle beraber hüngür hüngür ağladıklarını görebilirsiniz. Bu duygular son derece samimi duygulardır. Gerçekten bu kişiler içten gelen bir duygulanım yaşarlar. Burada çarpık olan durum bu duygulanıma yol açan ruh durumu ile ha bire dizilerde sergilenen dominant, sert görünüşlü her an tahakküm kurma dürtüsündeki karakter arasındaki tezatlıktır. Böyle bir karakter gerçekte Mekke’ye veya Çanakkale’ye düşman gördükleriyle (ötekiler) centilmen biçimde mücadele etmek için gitmez. Öteki diye gördüklerini köleleştirmek, kul yapmak, malını, mülkünü yağmalamak için ve kızlarını cariye yapıp, tecavüz etmek için yani ganimet elde etmek için gider. Aslında tüm bu Yeşilçam filmleri ve günümüzdeki dizler bir zayıflığın üstünü örterler. Otoriteye kul olma zaafının ve korkaklığın üstünü örterler. Orta Doğuda otorite devlettir, aşirettir, ağadır. Elbette batıda böyle güç savaşlarını merkeze alan diziler vardır ama böyle olunca ortaya “Game Of Trones” gibi son derece sofistike, fantastik ve siyaset felsefesi açısından derinlikli, çok boyutlu sanatsal şaheserler çıkmakta. Sanılanın aksine, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’deki sosyal problemlerin temelinde sağcı-solcu gibi veya dinciler-Kemalistler gibi ideolojik ayrışmalar değil köylülük (şarklılık, kabile kültürü) zihniyetinden kurtulamamış zihniyet ile çarpık kentleşmiş (Türk burjuvası) arasındaki çatışma vardır. Kasaba kurnazı politikacılar da bu fay hattından faydalanıp, bundan nemalanacak siyasi söylemler üretirler. Bu fay hattını Kemalist dinci çatışmasına dönüştürüp, yapay gündemlerle, siyasi rant elde ederler. Bu durum hem sağ için hem de sol için geçerlidir. İki kesimde de durum temelde farklı değildir. Görünüş fraklıdır sadece. Bunun en büyük kanıtı CHP’nin halidir. Bu kadar burjuvazinin çarpık geliştiği, bu kadar çok köyden kente göç yaşanan bir ülkede her türlü siyasi fırsat ortaya çıkmışken, bu kadar başarısız politikalar üretip, hala kısır günlük tartışmaların dışına çıkmaktan kurtulamayan CHP, bugünlerde yaşanan tüm siyasal olumsuzlukların ortaya çıkmasının geçmişteki asıl sorumlusudur. Burada tarif etmeye çalıştığımız ateist söylemden başka sermayesi olamayan bu “yarı aydın” tipinin siyasete de hakim olması bu sonucu doğurmakta. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılması gerekenler yapılmamış, 10. Yıl marşının yerine geçecek başka bir beste ortaya çıkarılamamış, yeni coşkular yaratılıp, tüm halkı kucaklayacak ortak bir duygudaşlık yaratılamamıştır. Tembellik edilmiş ve Kemalizm adı altında sloganvari politikalara sığınılmıştır. … Bir taraf zayıf kalırsa diğeri boşluğu doldurur! İşte felsefe bu kadar önemlidir. Felsefi bir temel olmayınca bilim, sosyoloji, tarih, siyaset ama hepsi ideolojilerin pençesine düşüp, bu yarı aydın tipinin kurbanı oluyor. .
Mehmet Köseoğlu
Mehmet Köseoğlu 5 yıl önce
Harika bir yazı olmuş emeğinize sağlık, bu tip yazılarınızı paylaştığınız bir mecra varsa (blog vs.) takip etmek isterim.
PANDORA - FELSEFE
PANDORA - FELSEFE 5 yıl önce
Tşk. Aslında bu tür yazıları biriktirip pandoraprojesi.com/ adresinde "makaleler" bölümünde yayınlamak plan dahilindeydi. Ama hangi konuda ne yazı çıkacak, izleyicilerle girilen etkileşimde ortaya çıkıyor. Şimdi burada olduğu gibi. Sizler ilgi duydukça olabilecek bir şey :) Durup dururken, kafadan atma yazılamıyor. İlk başta çok fazla yazı birikmedi. Yeni yeni birikmeye başladı.Artık yavaş yavaş yukarıdaki adreste yazıları toparlamaya başlayacağım. Belki ileride bazılarına seslendirmede yapılabilir:)
Gökmen Ataş
Gökmen Ataş Yıl önce
'Dünyanın en değerli tahtına da otursan, sonuçta oturduğun kendi KIÇININ üstüdür.' Friedrich Nietzsche.. Adam adam...
Semra
Semra 5 yıl önce
Seslendirmede ve çeviride emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.İnsanlarımızın aydınlanması için bunların var olduğunu görmek ve bunları düşünen paylaşan güzel insanların emeği beni çok mutlu etti.İyiki varsınız.
RUHİ AİLESİ
RUHİ AİLESİ 3 yıl önce
Bu adamın çok güzel bir şiiri vardı: Gidene kal demiyeceksin Gidene kal demek zavallılara Kalana git demek terbiyesizlere Dönmeyene dön demek acizlere Hak edene git demek asillere yakışır Kimseye hakettiğinden fazla değer verme Yoksa değersiz olan hep sen olursun Düşün, Kim üzebilir seni senden başka Kim doldurabilir içinde ki boşluğu, sen istemezsen Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen Kim yıkar, yıpratır seni, sen izin vermezsen Kim sever seni, sen kendini sevmezsen Herşey sende başlar .... biter Yeter ki yürekli ol tüketme Tüketme içindeki yaşama sevgisini Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz Öyle bir hayat yaşadım ki Cenneti de gördüm, cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de Bazıları seyrederken hayatı en önden Kendimi bir sahne de buldum, oynadım Öyle bir rol vermişlerdi ki Okudum, okudum anlamadım Kendi kendime konuştum bazen evimde Hem kızdım hem güldüm halime Sonra dedim ki söz ver kendine Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin....... NIETZSCHE
SELÇUK KELEŞER
SELÇUK KELEŞER 4 yıl önce
Irvın D. Yalow: Nietzche ağlarsa kitabını mutlaka okumalınız. Bu büyük dehanın kısa ama mükemmel bir tanıtımına şahit olacaksınız.
Tujo Karakaş
Tujo Karakaş 4 yıl önce
İnsan eğer kendine değer vermiyorsa kendi değerini kavramış demektir -Dostoyevski
white snow
white snow 3 yıl önce
Kısaca değersiz olduğunu mu kavramıştır?
Işıl Alpayım
Işıl Alpayım 3 yıl önce
Evrensel olan tüm yazarlar okunmalı.
Mehmet Özel
Mehmet Özel 2 yıl önce
Kardeşim bu söz hangi kitapta geçiyor ben denk gelmedim kaçırmışsam tekrar bakacağım.
Nil Parlak
Nil Parlak 2 yıl önce
Kaynak belirtirmisiniz lütfen.. Teşekkürler.
Kenan Göreli
Kenan Göreli 4 yıl önce
Ünlü düşünürlerin analizlerinin kaliteli ses düzeyinde çevrilmesi çok güzel, kesinlikle devam etmeli.Teşekkürler.
Sergei Dragunov
Sergei Dragunov 5 yıl önce
Helen Tragedyası'nın bize en büyük mirası; insan için en iyi olan şey hiç doğmamış olmak, ikinci en iyi olan şey ise olabildiğince erken ölmek.
Sergei Dragunov
Sergei Dragunov 5 yıl önce
Silenos ile Midas arasında geçen unutulmaz diyalog.
Burak Turan
Burak Turan 5 yıl önce
Chirstopher taamamen bir yalan oyle yasamak mumkun degil aci bi gercek
Engin
Engin 4 yıl önce
Bana göre Nietzsche hayatı boyunca hayatı kutsamaya çalıştı ama psikolojisi sanırım ölmek veya öldürmek istiyordu ;ben böyle düşünüyorum
Mithat Aydemir
Mithat Aydemir 4 yıl önce
AgnostikFelsefe kötülüğü yok ederdim diyemiyorsun kötüleri cezalandırırdım diyorsun. Ve buna mükemmel hayat diyorsun.. Ve ilginç olanı bu dünya da kötülük yapanın yanına kar kalacağına inanıyorsun. Ve böyle bir sistem de iyi insan olmanın makul ve mantıklı olduğunu zannediyorsun..
Nurdan Yıldız
Nurdan Yıldız 4 yıl önce
AgnostikFelsefe insanlığın çoğunluğu, başkalarının dayattığı bitkisel bir hayat yaşayıp ölüyor.
Çiğdem ÜLKÜ
Çiğdem ÜLKÜ 5 yıl önce
Anlatıcı kadının sesi,çalan müzikler,canlandırmalar her şey çok güzel gerçekten,teşekkürler
Burak Aksan
Burak Aksan 5 yıl önce
Gerçekten harika bir kanal değeriniz umarım daha fazla bilinir emeğinize sağlık. :)
muamma
muamma 5 yıl önce
Kaç kere daha söylersem rahat edeceğim bilmiyorum ama.. Harika bir iş yapıyorsunuz!
jussevo
jussevo 5 yıl önce
takdir ederim seni
Mihrican Öz
Mihrican Öz 5 yıl önce
Ödevimi yapmakta ve dersinden kaçtığım Nietzsche 'yi anlamakta çok yardımcı oldu teşekkür ederim...
ve Pinokyo aldandı
ve Pinokyo aldandı 4 yıl önce
sen niçeden kaçarsan niçe üzerine gelir
A Sınıfı Amnezyak
A Sınıfı Amnezyak 4 yıl önce
Aynen Nietzsche nin dediği gibi biz son insanlarız hayatlarimiz idealleri iyi bir üniversiteye gidip çok para kazanıp güzel şeyler satın alıp mutlu olmak(!)Ve açıkçası şahsen bundan şikayetçi de değilim bu hayata yokluktan geldim ve zamanim gelince yokluğa gideceğim bu kısa sürede yapabileceğim tek mantıklı şey mutlu olmak...
SaRI TunceL
SaRI TunceL 5 yıl önce
Çok yararlı bir belgesel emeği geçenlere teşekkürler.
Semih Çorbacı
Semih Çorbacı 3 yıl önce
Daha yeni keşfettim kanalınızı... Podcastleriniz harika ötesi. Umarım devamı gelir :)
Dust sans
Dust sans 3 yıl önce
Emeğinize sağlık harika bir iş çıkarmışsınız ..
emine aydın
emine aydın 3 yıl önce
Emeğinize yüreğinize sağlık 👍
GV Medya & Araştırma
GV Medya & Araştırma 4 yıl önce
Nietzsche'nin özellikle presokratlar ve ahlak görüşleri bana göre muazzamdır. Şu eleştiriyi kendi adıma yapmak isterim ki (bunu zaman zaman ben ve eminim ki başka arkadaşlar da yapıyordur) ideal insan betimlemesi oluştururken bazen anlık duygularımıza yenilip olayları aşure kıvamına getiriyoruz. Bunu Nietzsche de yapıyor. Nietzsche çağının iyi düşünürlerinden biridir, özellikle Platon eleştirisi harikadır. Kardeşi kendisini öldükten sonra bolca suistimal etmiştir.
Hamit Ilker Yurtseven
Hamit Ilker Yurtseven 3 yıl önce
Güzel bir sunum, bu günlerde paylaşılması gereken bilgiler var...Teşekkürler...
Sedat Güras
Sedat Güras 4 yıl önce
Mücadeleci nadide bir insan. Anlaşılmamışın verdiği acılar
Emircan Tepe
Emircan Tepe 5 yıl önce
Videonun zamanlaması mükemmel haftaya teslim etmem gereken ödev için. Çok teşekkürler.
aysim Gürses
aysim Gürses 5 yıl önce
İnsanın ruhunu dokununan bir belgesel.
İZZETTİN SATLIK
İZZETTİN SATLIK 5 yıl önce
muhteşem bir ses ve etkileyici bir anlatım ve müthiş bilgiler için çok teşekkürler.
The Nerd Robert
The Nerd Robert 3 yıl önce
Belki Hayatın bizim kavrayabileceğimiz nitelikte bir anlamı yok. Belkide her insanın onu kendi anlamlandırması gerek
ALES
ALES 3 yıl önce
''Bazen basitlik karmaşıklığın son derecesidir'' Bir bilge sözü.
En iyi 2. Arjantinli
En iyi 2. Arjantinli 3 yıl önce
Belki de anlama gerek yok, eğer varsa bile bu sadece yaşamak olabilir.
Görkem Tangel
Görkem Tangel 2 yıl önce
The Nerd Robert hayatın, bizim kavrayabileceğimiz bir nitelikte anlamı yoksa insanın hayatı istediği gibi anlandırmasıda gereksiz bence.
Rıdvan KAYAHAN
Rıdvan KAYAHAN 5 yıl önce
Yine harika bir video ile geldiniz. Hoş geldiniz. İyi ki varsınız.
Yunus Abaylı
Yunus Abaylı 5 yıl önce
İnanç, acı gibidir.. Dolayısıyla, acıya alışan her insanîn.. İnancıda zayıflar..
kemal öztürk
kemal öztürk 3 yıl önce
en önemlisi bence ahlaki değerler üzerine kurulan sistemi terk etmesi olması :), ve kötü acı olan herşeyin temel zıttı olan mutluluk için acı veren durumları aklamak istemesidir, zayıf insana acıma ve merhamet etme ne demek? yerine somut ne koyuyorsun. Acılar sizi güçlendirir mi? daha sonrasında o acılarla güçlendiğini fark ettiğinde ne olacak güçlü olan başka bir zayıfımı aklayacak sonra sonra sonra . son tahlilde ... yani nietzsche idealist bir felsefeci
Gurhan Gunuc
Gurhan Gunuc 5 yıl önce
Ya muhteşem bi kanalsınız. Elinize sağlık..
Tülay Arsu
Tülay Arsu 3 yıl önce
Mükemmel bir çalışma teşekkürler 🙏
pathetic photographer
pathetic photographer 2 yıl önce
bunları podcast olarak spotifya yükleseniz keşke ne güzel olur
RADARA KADAR
RADARA KADAR 4 yıl önce
Nietzsche dünyanın en büyük filozofudur benim gözümde
gizli kullanıcı
gizli kullanıcı 4 yıl önce
Bayılıyorum şu adama ve kitaplarına
mehmet orbayoğlu
mehmet orbayoğlu 3 yıl önce
Yaşam bir hiçliktir gerçek kudret zafere tabi değil bilakis merhametin, sevmenin ve tabi ki erdemli olmanın kendisidir. Bu mihval de kazanmak ile kaybetmek aynı şeydir, yapmamız gereken yaşam süremiz boyunca anlam bulmaktır.
Mustafa Mazlum
Mustafa Mazlum 4 yıl önce
Ecce Homo isimli kitabı Nietzsche nin hayatını yaşadıklarını ailesini tüm kitaplarının özetini ve muhteşem bi beyine nasıl sahip olduğunu anlatıyor okuyun bence !
Respect
Respect 5 yıl önce
ses kalitesi umarım hep böyle olur . Mükemmel.
jsmnjsmn
jsmnjsmn 3 yıl önce
Öldürmeyen şey güçlendirir..
Selahattin Acur
Selahattin Acur 2 yıl önce
Bu insanlar bunu düsünüp yazmasi zamanin Ruhu Icin cok cesaret gerektiren durum Saygi duyuyorum bu insanlara
Gökan Kılıç
Gökan Kılıç Yıl önce
Elinize sağlık çok güzel bir içerik olmuş.
Seyfettin Böyüker
Seyfettin Böyüker 3 yıl önce
toplumsal yaşayan ve sosyal olmak zorunda olan insanın önce aileyle başlayan yardımlaşma ve ihtiyaçlarının giderilmesi durumu, toplum içinde hak ve sorumluluklar doğururken, düzenleme, kural, yasa ve gelenekselleşmiş alışkanlıkların oluşturduğu hayatı yaşarken oluşan kimliğimiz, edinilmiş bilgi ve değerler ile duygularımız sonucu empati de yaparak içsel muhakeme, muhasebe , kıyaslama gibi karşılaştığımız olaylar hakkında aldığımız tavıra yada bakış açısından gördüklerimizle yaptığımız değerlendirme ve yorum biçimine biz VİCDAN diyoruz.....özellikle değerlerimizi evrensel seviyede tutabilirsek ki bu öğrenilen ve araştırılan bilgiyle mümkün olabilir, küresel bir vicdana sahip olabiliriz.....toplumsal vicdan ortalamasına da biz AHLAK diyoruz....HAK, dediğimiz ise toplumsal kazanımların bireye düşen payının düzenlenen yasalarda belirlenmiş olmasıdır......ADALET denilen şey ise bu HAK dağıtılma işinin yöntemidir, arkasında yaptırım gücüyle toplum düzeni oluşturulurken devlet adıyla sorumluluk ve hakların dağıtılmasını sağlayan aygıta dönüşür....adalet yöntemiyle hak dağıtılmasıyla ilgili yasalar ve uygulamalar sistemine HUKUK diyoruz....hukuk içinde hak arama yollarının kullanılmasına ÖZGÜRLÜK diyoruz...insanların yeteneklerine göre kimlik oluşturup hak ve sorumluluk dağıtılması ekonomik sistemine KAPİTALİZM diyoruz ....ihtiyaçlarına göre oluşmuş kimlik ile hak ve sorumluluk dağıtılmasına sistem olarak SOSYALİZM diyoruz..... üretimin nüfusa oranla ulaşılabilen zorunlu tüketilmesi gereken , toplumsal ve bireysel güvenlik, barınma ve giyim, yiyecek gibi öncelikli giderilmesi gereken taleplere İHTİYAÇ diyoruz....kapitalizmin piyasa ve kalite adıyla ürettiği pahalı ve nüfusun her bireyine düşmeyen tüketim egosunu tatmin için oluşturduğu daha çok zevk içeren ürünlerin tüketimine LÜKS diyoruz....kamu yetkisi kullanan insanların yasa ve kurallara göre hesap vermesi zorunlu olmalıdır...hesap sorma yetkisiyle oluşmuş hukuk kurumlarına mahkeme diyoruz.....toplumun tartışılarak oluşmuş mutabakat metnine biz ANAYASA diyoruz....toplumun sorunlarının tespiti ve çözüm yöntemlerini belirleyen örgütlerine biz SİYASİ PARTİ diyoruz.....din ve inanç sistemlerini daha çok ölümü fark etmiş ve korkusunu sindirmeye çalışan akıllı insanın, korkularıyla baş edip uyuşturup ve topluma uyum için düzen , kural ve yasalara rağmen vicdani değerlere ihtiyaç duyarak arkasına ilahi yaptırım gücü istemesiyle ilgili sistemdir.....sistemler ve yasalar demokratik ve vicdanlara uygun olacaksa ihtiyaca dayalı olmalı ve toplumsal mutluluğun öncelendiği şekle dönüştürülmelidir......yöntemi adalet olmayan her hak dağıtılması SÖMÜRÜ üretir...coğrafi ve iklimsel özelliklerin belirlediği üretim sistemi, lisan , toplumsal dayanışma ile oluşmuş yaşamsal alışkanlıklara biz KÜLTÜR diyoruz....geliştirmek için Bilim, sanat, spor ile kültür anlayışımızda güzellik, sağlık ve anlamlı gelişim sağlarız...
Melek Canakar
Melek Canakar 3 yıl önce
'Boşluğa yeterince uzun bakarsanız o da size bakacaktır.' sözüyle anlatılmak istenenin Nietzsche'nin Son İnsanlar olarak betimlediği bu Hristiyan sonrası toplumunun aslında kendilerini üst seviyeye çıkaracak hiçbir şey yapmamalarına rağmen birtakım uğraşlarla tatmin olmalarından ve sonunda bir şeyler başardıkları kanısına ulaşmalarından gelir diye düşünüyorum.
Howard Roark
Howard Roark 5 yıl önce
Harika. Elinize sağlık.
Zilan Demirel
Zilan Demirel 4 yıl önce
Olağan üstü bişey izledim 💕 teşekkürler
Архат Бериков
Архат Бериков 4 yıl önce
Onu kendi super ego'su delirtti. Merhamet insanın içindedir, bilinç altındadır, mantıkla yok edilemez. Bana göre vicdanı aşan insan, üstinasandır.
Berk Arca
Berk Arca 4 yıl önce
Mezarından çıkarıp sormak isterdim: Hayatın boyunca acının mutluluğun ikizi olduğunu birbirinden ayrılamayacaklarını ve gerçek mutluluğun acı karşısında ki iradede gizli olduğunu savundun. Çok merak ediyorum acılarla yaşadığın bu hayat tüm bunlara değdi mi?
Mahir Bostancı
Mahir Bostancı 4 yıl önce
Şunu sevgilimle arada sırada izliyoruz. Defalarca izlesek bile bıkmıyoruz. Teşekkür ederim
Sultan Kaplan
Sultan Kaplan 4 yıl önce
Kendime hakim olma yeteneğimin her parçasını kullanıyorum, bu keşfi altına çevirecek bir simya numarası bulamazsam kayboldum demektir
LevNad
LevNad 3 yıl önce
Mükemmel. içimden tren geçti resmen
Erdal Dilibal
Erdal Dilibal 3 yıl önce
SLM Nietzsche'nin bi cok inertent üzerin de video izledim ama yazdıgı kitap ve kitaplarındaki içeriklerindeki içerikleri net olarak anlatan bir video bulamadım al kitabunı oku yok zaman dün kitaplar üzerinden di bu gün bize müsade edildigi kadar bilgilendirebiliyoz mümkünse se daha cok Nietzsch 'nin düşüncerini daha acık olarak yapılan videolar bekliiy6orum
Musab Kömür
Musab Kömür 5 yıl önce
Çok güzel işler yapıyorsunuz
Sultan Kurtulus
Sultan Kurtulus 5 yıl önce
Teşekkür ederim Nietzshe en sevdiğim filozoflardan. O'ndan migrenle bahşedebilmeği öğrendim.
BELGİN CELİK
BELGİN CELİK 5 yıl önce
bir kitabındamı bahsediyor
Edanur Alp
Edanur Alp 5 yıl önce
BELGİN CELİK Bak bunu çok merak ettim
Fazla Tuzlu Çekirdek
Fazla Tuzlu Çekirdek 4 yıl önce
Hayır hiçbir kitabında bahsetmiyor ama her kitabında bahsediyor. Bununla ne demek istediğimi şöyle izah edeyim. Kendisi 21 yaşında gittiği bir genelevde fahişenin birinden frengi hastalığını kapmıştır. Ve frengi hastalığı hayatı boyunca onu etkilemiş hatta son yıllarında hastalık son evrelerine gelerek delirmesine sebep olmuştur. Ve Friedrich Nietzsche hayatı boyunca bu hastalıkla mücadele halinde olduğundan ötürü her sözünde her kitabında aslında bir mücadele etme ve yaşama arzusu vardır. Yani dediğim gibi hiçbir kitabında bahsetmeden her kitabında bahsediyor aslında.
LaNSeLoT
LaNSeLoT 3 yıl önce
Aklının hakkını sonuna kadar verip delirmek..Ne güzel bir son
Berk
Berk 3 yıl önce
Gerçekte hayatın anlamı olmasaydı ve bende anlamsızı seçmek zorunda olsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık bu olurdu. Friedrich Nietzsche
Ahmet Çakar
Ahmet Çakar 5 yıl önce
İyi ki varsınız!
Sedat Güras
Sedat Güras 4 yıl önce
Fikirleri devamlı değişim gösterek, Mükemmelliği yakalamak istiyor
sezen akar
sezen akar 5 yıl önce
çok güzel bir belgesel olmuş.
ekmek arası havyar
ekmek arası havyar 4 yıl önce
Umut korkudan bile üstün ve belirleyici tek duygudur. Bu yüzden (hemen hemen) hiçbir inanan korkudan dolayı inanmaz, onu inanca sevk eden, umuttur: Bütün duyguların en büyüğü! Umut etti diye kimi suçlayabiliriz ki?.. Menfaatin maddi bir şey olduğu düşünülür, fakat en büyük menfaat beklentisi, sevilme arayışı değil midir? Özümüzde bulunan bir gerçekten (sadece bilimsel-felsefî sebeplerle) kaçmak ne kadar akıllıca, peki?.. Bütün dinleri ve bütün toplumsal dönemleri aynı çuvala sokmadan önce, insanın fıtratına bir bakmak lazım.
bnymn
bnymn 4 yıl önce
Biz son insanlar yıldızlara göz kırpmayalım.
Hakan Örskaya
Hakan Örskaya 4 yıl önce
Dost dost diye Nietzsche'sine sarıldım. Benim sadık yarim Immanuel Kant'tır.
everest gölge
everest gölge 4 yıl önce
Dostum iyidi bu 😂
Furoydu Seven Adam Furoyd
Furoydu Seven Adam Furoyd 4 yıl önce
Çok Değer li bir kanal, 👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍
Mesut Gür
Mesut Gür 5 yıl önce
Selam arkadaşlar şimdi şu kısmı dinledim “Hayatı yaratmanın sorumluluğunun ve keyfinin bir tür yüce Tanrı’da değil insanın kendi içinde olduğunu görebilen biri” bu kısım hoşuma gitti ben inançlı biriyim bunu uygularsam bir tür ateist mi olunur veya bunların hiçbiri olunmaz mı :) Edit: artık deistim
PANDORA - FELSEFE
PANDORA - FELSEFE 5 yıl önce
Arkadaşım çok güzel bir noktayı yakalamışsın ve doğru bir noktaya temas etmişsin :) Burada felsefi bir bakıştan söz ediliyor. Kastettiğin manada ateist falan olmazsın. Nietzsche’nin “Tanrı öldü” demesi felsefi açıdan söylenmiş bir söz ve genelliklede yanlış anlaşılıyor. Dinlerin Tanrısı öldü diyor ve dikkat edilirse aslında buna üzülüyor ve “insanlar öldürdü, Tanrının kanı insanların elinde…” diyor. Ateizmde bir tür dindir aslında. “Bir tanrı olmadığına inanıyorum” dediğinde de bir inançtan bahsediyorsun. Ve sonra da bilimi (evrimi) tanrı yerine koymaya çalışıyorsun. Aslında dinlerin yaptığını tekrarlamış oluyorsun. Aynı karşı olduğun diğer dinlerdeki gibi körü körüne bilimin kullandığı araçlara tapmaya başlıyorsun. Örneğin deney yapmaya, matematik formüllerine, evrim ismi verilen öyküye, akıl yürütme dediğin, analitik kavramlaştırmaya v.b… Felsefe ise bu tür; “tanrının olduğuna inanıyorum veya inanmıyorum” gibi dinselleştirilen bir inanç yerine, ismine “tanrısallık” diyebileceğin ya da yaratıcılık (varoluş) süreci denilebilecek, sonsuzlukla eşdeğer olan, sürecin bizatihi kendine işaret etmeye çalışır. Bunu kavramak böyle sözle anlatarak bir kerede olacak iş değildir. Bunu kavramak için zihni felsefe ile eğitmek gerekir. Günlük koşuşturma içinde, yaşam mücadelesi ve ölüm kaygısı içinde, ne din, ne de bilim, bunlar dışında üçüncü bir durumun olduğu gerçeğini insanların anlamaları çok zordur. Bu üçüncü durumda Tanrı vardır veya yoktur sorusu geçerli olmaz. Böyle bir soru anlamsız olur. İnsan zihni çocukluktan itibaren hep “varlık” kavramı üstüne koşullanır. Çevresinde gördüğü her şeyi ancak “varlık” olarak kavrayabilir. Nesneler, durumlar, sözler, kavramlar… kısaca her şey. İnsan kültüründe anlatı (dil) bu şekildedir. İnsan kültürü bir manada zaten bu dil demektir. Çocukta böyle öğrenerek büyür ve koşullanır. Ve de düşünüş biçimi bunun üstüne şekillenir, “varlık” temelli olur. Varlık varoluşun dondurulmuş halidir. Yani zamandaki sadece bir andan bahsetmiş olursun. Sonsuzluk kavramını gerçek manada kavrayamazsın. Bu kavrayışı ancak felsefe ile zihnini eğiterek gerçekleştirebilirsin. Zihin senden ayrı bir şeydir. İnsanlar zihin ile “ben”i bir birine karıştırırlar. Aynı şey sanırlar. Düşünceyi, zihin “ben”e verir. “Benlik bilinci” dediğimiz ise zihnin oluşturduğu düşüncenin kendi üstüne katlanıp, kendi kendini görmesi olayıdır. Felsefede buna "refleksiyon" denir. Bu işlem beynin en üst tabakası kortekste gerçekleşir. Bilinçlilik hali dediğin budur. Aynı aynada kendini görmek gibi düşüncede kendini görünce “benlik bilinci” değimiz olay gerçekleşir. Aslında bilinçlilik dediğimiz durum düşüncenin kendi kendini görmesidir. “Ben” dediğimizde bu düşüncenin mekan tuttuğu zihnin sahibi olan bedenin kendisidir. Düşüncenin kendisi bir akış olduğundan, bu akışın içinde gerçekleştiği yer olarak “ben” diye bu mekana dersin. Düşüncenin kaynağı olan zihnin asıl temeline (bilinç dışına) bakarsan da; burası insana ait bir yer değil fizik yasalarının, biyolojinin (kimyanın) hüküm sürdüğü bir simülasyon ortamı gibi bir yerdir. Zihin diye biz tüm bu yapılara diyoruz ama aslında farkında olmadan bilinç dışını kastediyoruz. *Şimdi burada dikkat edilmesi gereken nokta; tüm bu bahsedilen şeylerin birer süreç olduğu, bir akış olduğu.* Burada “varlık” ismini verdiğimiz tek bir şeye indirgenmiş, dondurulmuş bir zaman diliminden bahsetmiyoruz. Ya da “ruh” ismi verilen mutlak (masif) bir varlıktan bahsetmiyoruz. Dolaysıyla “benlik bilinci” veya “ben” derken bir süreçten, bir akıştan bahsediyoruz. Aslında bunun en büyük kanıtını insan her gece uykuya dalarken ve sabah uyanırken yaşar. Örneğin korteksteki akış kısmi olarak kapanır ve bilinç kapanmış olur. Ama bilinç dışındaki simülasyon ortamındaki akış sürer. Böylece örneğin rüya görebilirsin. Eğer “mutlaklık” anlamında yani masif, yekpare şekilde bir varlık olarak “ruh” diye bir şey olsaydı böyle akışlar, süreçler halinde zihin durumları olmazdı. Uykuya falan da gerek olmazdı. Dahası dinlerin kastettirdiği anlamdaki Tanrı biçiminde “mutlak” bir varlık olsaydı, yani akışın olmadığı, dondurulmuş, bir andan ibaret olan bir varlık olsaydı evren diye bir kavram olmazdı, olamazdı. Düşünce diye, akıl diye bir şey hiç söz konusu bile olamaz. Bir kere yaşamın kendisi bile mutlaklık kavramına tezat bir oluşum. Bu nedenlerden ötürü felsefede “tanrı” dendiğinde başka bir şey anlaşılır, tanrısallık anlaşılır. Yani sürekli bir oluş hali, ya da buna neden olan kudretler (kuvvetler) anlaşılır. Dini açıdan bakmak istersen buna; kutsal kitapta bahsedilen "Tanrının sıfatları" da diyebilirsin. Doğa açısında bakarsan da fizik kuvvetleri diyebilirsin. Bu açıdan bakınca artık buna ne isim verirsen ver fark etmez. "Oluş hali"nin kendisi tabiatı gereği bir varlık değildir. Akışın, sürecin kendisidir. Her şeyin var olmasını sağlayandır. Her şey akış halindedir. Fizik biliminin konusu da budur zaten. Fizik bu akışı araştırır. Hiçbir şey sabit, durağan, donmuş değildir. Sürekli bir değişim, bir akış vardır. Kuantum fiziği, mekaniği falan dedikleri de aslında basite indirgeyerek söyleyecek olursak, metafiziğin kendisidir. Yani felsefe demektir. Evreni varlıklar düzeyinde değil de yani gezegen, yaşam, atom v.b. seviyede değil de atom altı parçacık seviyesinde, salt bir akış olarak ele almaya kalkarsan buna kuantum fiziği deniyor. Yaşamın ve düşüncenin ne olduğunu da bu şekilde ele aldığında buna da felsefe diyorsun. Konuyu bu kadar temele indirdiğinde fizik kuvvetleri (yasalar) dediğin şey ile “tanrısallık” dediğin şey sadece isimsel bir ayrım olur. Aslında ikisinde de aynı şeyi kast etmiş olursun. *Felsefe ve fizik bir birine geçer, metafizik olur.* Bu noktada iki farklı şeyi kastetmek imkansızdır. Şimdi konuya böyle baktığında, zihin dediğin yer evrendeki akışın bir devamı niteliğindeki bir mekan. Ve sen kendi içine baktığında aslında evrenin bir parçası (devamı) olarak yaratıcılığı, varoluş coşkusunu (mutluluğunu) falan burada bulabilirsin. İllaki dinsel açıdan bakmak istersen de burada Tanrıyı (tanrısallığı) bulabilirsin. Fizik (doğa) açısından bakarsan sen evrenin bir parçasısın, dinsel açıdan bakmak istersen de Tanrının bir parçasısın. Ama bu bakış açısında ikisi de aynı anlama geliyor. Felsefede hakikat denen şey kısaca ve çok kabaca budur. Dinler içinden çıkan düşünürlerde aslında durumu zamanında kavramışlar ama gerçeği dile getirmeye kalkan olunca, sırtını dine dayayan iktidarlar tarafından veya bizzat din adına halk tarafından kafir ilan edilip, hep katledilmişler. Bu yüzden bu tür düşünürler hep üstü kapalı biçimde sanki Tanrıdan bahsediyormuş gibi yapıp, aslında “her şey birdir, ve teklikten gelir, tanrı içimizde, tanrıyla bir olmak (vahdeti-vucud)…” falan derken kastettikleri hep budur. Felsefede, bu konuyu kavrayan ve yaşama geçirebilecek insan için, örneğin Nietzsche “üstün insan” (übermensch) demiş. İslam felsefesinde de “kamil insan" denmiş, ya da tasavvufta “Tanrı ile bir olma” denmiş. Hepsi aynı kapıya çıkıyor. Aslında bilimi salt bir araç gibi görmeyip, ateizm diye, bilimi din yerine koymaya kalkarsan, din ve bilim aynı kategoride olmuş oluyor. Alternatif olarak sadece felsefi bakış ikinci durumu sunuyor. Yani “varlık” değil “varoluşu” merkeze olan süreç, akış anlayışını. Hayatı yaratma sorumluğunu ve varoluş coşkunsu (keyfini) bir yüce varlık anlayışıyla dinlerin Tanrısında değil kendi içine baktığında orada ancak böyle bulabilirsin. Bu kastettiğin mana da “ateist” olmak değil tam tersine gerçek Tanrıyı yani tanrısallığı (hakikati) bulmak demek. Nietzsche’nin anlatmaya çalıştığı da budur aslında. Yoksa günümüz deki anlamındaki ateizmden bahsetmiyor. Ateistlerde neticede aynı din gibi iktidarların hizmetinde olan bir ideolojiye hizmet ederler. İkisininde var oluş nedeni temelde aynıdır. Bu yüzdendir ki dünyada sömürü düzeni ve adaletsizlik hala hüküm sürebiliyor. Dine karşı ateizmi, ateizme karşı dini kullanarak iktidarlar yandaşlar yaratıp, böl ve yönet mantığı ile varlıklarını sürdürebiliyorlar. Ne dindarım diyenler gerçekte dindardır, nede ateistim diyenler gerçekte ateisttir. Günlük hayatta buna bir çok kez kendi gözlerinle şahit olabilirsin. Ama ideoloji öyle bir şeydir ki; bu apaçık gerçeği görmek istemezsin ve zaten görmezsin de. Ne zaman ki tanrı vardır yoktur tartışması biter, bu soru anlamanı yitirir, ancak o zaman hakikat yeryüzüne hakim olmaya başlayabilir. .
Selam Sonay
Selam Sonay 5 yıl önce
Kardes madem inançlı sin uzak dur bunlardan bunların süslü kelimelerini bosver bi süre sonra bunların doğruları sanada doğru gelmeye başlar. İhtiyacın yok bunlara . Ben biraz izledim dayanamadim içim şişti kapttim. Sana tavsiyem kelimeleri değiştirip değiştirip süslü halde getiren ve insanın aklını bulandirmaya çalışan bu tür insanlardanda uzak dur. Yaradan varmiymis yokmuymus kabirde goruyordur simdi.
Ömer Faruk
Ömer Faruk 5 yıl önce
hayatı yaratmak senin elinde. kutsal kitapları, masal kitaplarından farksız olan ve bilimsel açıdan hiçbir dayanağı olmayan dinlerin popüler tanrılarının hayatına yön vermesine izin verme. dünya 4.5 milyar yaşındadır fakat bir insan ortalama 70 sene yaşar. dünya emin ol bir bu kadar daha gider fakat insan ömrünün bir sınırı vardır. bu ömrü bir tanrıya itaat etmek zorundaymış gibi hissederek mahvetmek zorunda değilsin. yaşadığın gezegeni ve durmaksızın genişleyen uçsuz bucaksız evreni merak etmeni diler ve gerçekler için gözünü açmanı tavsiye ederim.
ali
ali 4 yıl önce
@Selam Sonay sorgulama sen körü körüne tapmaya devam et
makedon fedaisi
makedon fedaisi 3 yıl önce
"Ben,zar kendine uygun düşünce utananı ve soranı severim" Böyle buyurdu zerdüşt...
Kay
Kay 5 yıl önce
Bu kanallar serisini kesfettigim için mutluyum
Nietzscheguevara
Nietzscheguevara 5 yıl önce
böyle buyurdu zerdüşt...bu kitap okullarda zorunlu olmalı,hatta her yıl okutulmalı
Ali İhsan Taşdelen
Ali İhsan Taşdelen 4 yıl önce
Ben şuan okuyorum bu kitabı Ama Deizm Gençliğin en büyük tehlikesi diyen bir devletten böyle bir karar sanmıyorum
Engin
Engin 4 yıl önce
Kim anlıyacak ki
shrinki
shrinki 4 yıl önce
Hiç kimse anlamayacak. Hatta okuyanların da büyük kısmının anladığını sanmıyorum. Gösteriş için yanlarında taşıyorlar.
Semih Tecer
Semih Tecer 4 yıl önce
Okunması en zor kitaplardan biri önermek nedir.Zaten insanlarımız kitap okumayı sevmiyor, bu kitabın yarısını bile okuyamazlar.
Murat Erdoğan
Murat Erdoğan 4 yıl önce
Tercümesi kimin, ve sizce nasıl? Hangi yayınevinden çıkmış?
özlem saçakçı
özlem saçakçı 5 yıl önce
Nietzsche'yi yeniden kıskanmak istiyorum. Yazdıkları kalbimin ve beynimin evrene yaydığı elektriğe eşlik eden bir akımken ben onun içinden geçen bir yıldırım olmak istiyorum. Görmek istediğim gibi gördüğüm ama aslında tanımadığım bu varlığı anlamsız ve amacı olmayan bir kaos için kullanıyorum. Ve bunu bilmenin farkındalığı beni , sonsuz uzantısının ucunda durduğum bir gordion düğümünün merkezine ışınlıyor. Ondan alıntı yapmak değil, ruhunun tamamını sömürmek istiyorum.
özlem saçakçı
özlem saçakçı 5 yıl önce
Nerelerdesin Nietzsche , tutkulu avrupalı ? Hangi kar fırtınası altında parlıyor gözlerin ? Yoksa sıcak bir çöl ikliminde yolculuk mu yapıyorsun , Kumran'a mı yürüyorsun ? Geceleri sen bir gordion düğümüne dönüşürsün , bense İskender'e. Dön geri avrupalı bohem ! Masumiyete kışkırtılmış ruhunu tapınağımın sunağına koy yeniden.
hasan gülles
hasan gülles 5 yıl önce
özlem saçakçı ben duygusu bu kadar güçlü olan hiç kimseye iradesini teslim etmeyen bir insan ruhunu tapınağızin sunagina koyarmi. Koyarsa kendini inkar etmiş olmazmi
hasan gülles
hasan gülles 5 yıl önce
özlem saçakçı ama yinede tutkulu ruhunu sevdim
özlem saçakçı
özlem saçakçı 5 yıl önce
teşekkürler.
Enes Enes
Enes Enes 5 yıl önce
Kendini yanlışlayan sonunu neden es geçersiniz ki?
Fatma Ozden
Fatma Ozden 4 yıl önce
insan, aynı zamanda kendini yanlışlayan da bi varlıktır..
Abuzer YILDIZ
Abuzer YILDIZ 4 yıl önce
Konuyu biraz açabilir misiniz ?
Rıdvan KAYAHAN
Rıdvan KAYAHAN 5 yıl önce
Teşekkürler. Felsefeyle kalın...
Fatma Ozden
Fatma Ozden 4 yıl önce
Zerdüşt böyle buyurdu okullarda okutulmalı.. ama okutulmaz su an için.. herkesin okuması gereken bir kitap..
MAAYHB
MAAYHB 4 yıl önce
Fatma Ozden "insanlara bir sey verme onlardan al"
Fatma Ozden
Fatma Ozden 4 yıl önce
Öyle çok çılgın soru var ki kafamda, en akıllı adamlar bile henüz yanıt bulamadılar.. akıl, kendi cennetini cehennem, kendi cehennemi cennet yapabilir.. cennette huriler ve cehennem ateşine bende inanmıyorum.. kalbin daraliyorsa, zaten cehennemdesin.. insanın cehennemi kendisidir ilk başta..
muamma
muamma 5 yıl önce
Bu kayıtları indirerek dinleyebileceğimiz herhangi bir adres var mı acaba? Olsa çok güzel olurdu 😊
PANDORA - FELSEFE
PANDORA - FELSEFE 5 yıl önce
pandoraprojesi.wordpress.com/ adresinde 2018 yılı içinde yayınlamaya başlayacağız :)
muamma
muamma 5 yıl önce
PANDORA - FELSEFE mükemmel bir haber 😊 yanıtladığınız için teşekkür ederim. Sevgiler! 😊
Marrone
Marrone 5 yıl önce
bu kanalı neden daha önce keşfetmedim ki? :(
Doğan
Doğan Yıl önce
Mutlu olmak istiyorsan inan.Ama gerçeği öğrenmek istiyorsan "Araştır".
Necip Fazıl ERSOY
Necip Fazıl ERSOY 4 yıl önce
Ne güzel video, ne güzel yorumlar... Yerim lan sizi!
Osman Gobel
Osman Gobel 4 yıl önce
biz de sizi necip bey :)))
Covid-19 Avcısı
Covid-19 Avcısı 4 yıl önce
Böyle kanallar trendlere girdigi zaman medeni bir ülke olacaz
uurca
uurca 3 yıl önce
Mükemmel anlatım.
Burak Aksan
Burak Aksan 5 yıl önce
Nietzsche'nin burda zayifliktan kasti nedir acaba ? Kimlere zayıf diyordu ? gönül rahatlığınin olduğu zihin yapısı dediği, gönül rahatlığı ne inanç olarak rahat olmak isteyenmi yani inanmak isteyenmi ? yoksa baska birşeymi ? biri açabilirmi ? Ve dediği aci mutluluğu nedir cevap verirseniz sevinirim :)
LaNSeLoT
LaNSeLoT 3 yıl önce
Eee hani,her acı mutluluga giden bi sebepti.İlk aşkta yasama sebebim kalmadı demişsin..Oldu mu şimdi Nietzsche
MEHMET YARALI
MEHMET YARALI 3 yıl önce
Yıldızlara göz kırpan son insanlar. Vaov bu baya korkutucu.
mahır tayfur
mahır tayfur 3 yıl önce
Çok güzel sunmuşsunuz bunun gibi bide freudu anlatıyorsunuz ikisinide defalarca dinledim böyle başka varsa söyleyin onlarıda dinleyelim
Dewran Keskin
Dewran Keskin 5 yıl önce
Bilgi,doğru ve yanlış.Bilgi nin doğrusu ve yanlışı olmaz safi bilgi sadece bilgidir.bu şu anlama gelir neyin doğru bilgiden veya yanlış bilgiden oluştuğu yargısı kişinin bakış açısına ve kendi ruhundaki inanca bağlıdır.Doğru ve yanlışta aynı şekildedir kime ve neye göre doğru veya yanlış.ör:iki ulke savaştığını düşünürsek iki tarafta ben hakĺıyım der ama iki tarafın doğrusu veya yanlışı kendincedir.İnsan yapısındaki durumun böyle olmasından ötürü her konuda ve ortamda insanlar daima birbiriyle tartışma,zıtlaşma ve mücadele halindedir.Nietzsche de içine düştüğü melankolinin kendisini yönlendirdiği yolu izlemiş.Aslolan herşey doğru ve yanlış,herşey gerçek ve aynı zamanda değildir,herşey mümkün iken herşey aynı zamanda imkansızdır ve bu boyle gider.Bunları Kabullenmeyen insanlar daima bir taraf veya bir yön seçme eğlimine geçerler Belkide bu yüzden bizler insanızdır.
Semih Çorbacı
Semih Çorbacı 3 yıl önce
Podcastleriniz Spotify'da da var mı?
Mert Akdeniz
Mert Akdeniz 4 yıl önce
Seslendirmeyi kim yapmıs merak ediyorum dinlerken huzur doldum
Servet Tunç
Servet Tunç 4 yıl önce
Eğer o zamanlar kazılarda konuşma dilini bilinseydi bugün her şey çok farklı olacakti
Gribal Enfeksiyon
Gribal Enfeksiyon 5 yıl önce
Ustadin sozleri anayasa da yer almali hutbelerde okutulmali
Yusuf Yılmaz
Yusuf Yılmaz 5 yıl önce
Atın boynuna sarılıp ağlaması büyük çelişki bence onu delirten fıtrattan gelen bu acıma duygusu bunu fark ettikten bi kaç gün sonra tımarhaneye yatırılmış içindeki insanlık onu delirtmiş
Ayse Kurklu
Ayse Kurklu 4 yıl önce
Okadar kötü kalpli insanlarin yasadigini görünce bende ölüyorum zannediyorum. Haksizliklara karsi , yikildigimda nefesim kesiliyor saniyorum. Kimse duymuyor...
Burcu Nahmias
Burcu Nahmias 5 yıl önce
Teşekkürler👏👏👏
Sergei Dragunov
Sergei Dragunov 5 yıl önce
Nietzsche'nin Üstüninsan'ını anlamak için M.Stirner'in Biricik'ini anlamanız gerek.
Engin Demir
Engin Demir 3 yıl önce
Yaşam ve var olma nedeni üzerine kafa yorup acıktıgında onu yemiş bir üstat...kız kardeşi de az degildir...
Korindon treW
Korindon treW 3 yıl önce
Neden yaşıyoruz? Hayatın anlamı ne? Dünya neden var? Neden buradayız? İnsanlık ne? İnsanlık nasıl oluştu? Evren neden var, neden evrende seyahat etmek zor? Neden yaşıyorum?? Neden? NEDEN? Bu hayat bu dünya neden var?? Hep bunları düşünüyorum. İşin içinden çıkamıyorum.. Bunların cevabını öğrenmeden ölmek istemiyorum.. Bunları öğrenirsem huzur içinde ölebilirim.
Süreyyaemiş Akalın
Süreyyaemiş Akalın 4 yıl önce
Hayat zordeyil hayatı zorlaştıranlar oteriteler gelirdaglımı düzensiz dünya nimetlerinin paylaşımı dünya nimetleri kimsenin atalarının malıdeyil
𝓜𝓻𝓧
𝓜𝓻𝓧 5 yıl önce
Zevkle izliyorum tesekkur ederim
TOTO'NUN ÇOCUKLARI
TOTO'NUN ÇOCUKLARI 3 yıl önce
Gönül rahatlığı ve mutluluk arıyorsan inan, ama bilginin öğrencisi olmak istiyorsan araştır..
Z B1
Z B1 2 yıl önce
Neden artık video yapmıyormunuz bu beni çok ama çok üzüyor sizin yaptığınız iş mükemmel
onur öziç
onur öziç 5 yıl önce
Boşluğa yeterince uzun bakarsanız, boşlukta size bakıcaktır 😨 bu gerçekten beyni sonsuza açıp yok olmasına sebep olabilir
Barış Karayigit
Barış Karayigit 5 yıl önce
Harika
Bilal Doğan
Bilal Doğan 5 yıl önce
Bu sözle ne anlatılmak isteniyor?
Fatma Ozden
Fatma Ozden 4 yıl önce
Evet..
Ali Akgül
Ali Akgül 4 yıl önce
teşekkürler, tebrikler..
Serkan Demiratan
Serkan Demiratan 5 yıl önce
içim sıkıldı ya ne karmaşık bir hayat.
DünyaVeYaşam TV
DünyaVeYaşam TV 5 yıl önce
çok düsündüm ulan dedim bu hayatın amacı ne.. para kazanmak tabi ki değil.. bu içinde bulundugumuz sistemi zaten insanlık olarak biz kurduk.. ya bi evrene bakıyorum arastırıyorum.. dunya denizde kum gibi bişey kalıyor.. nedir dedim ya harbiden yaşama geliş amacımız. inanın hiç bir cevap bulamadım.. bence kesin bir cevabı yok bunun.. bir de olüm hakkında düşündüm herkesin bütün canlıların basına geliyor ama hiç birimzi hakkında hıc bırsey bılmıyoruz inanç sistemini bi tarafa bırakırsak bilimsel olarak bi cevabı yok bunun da..
DünyaVeYaşam TV
DünyaVeYaşam TV 5 yıl önce
bir de o kadar büyük ki evren insan oglunun belki de hiç gidemeyecegı kadar büyük.. bazıları paralel evrenler de olabılır dıyor.. bu kadar buyuk bı yerde napıyoruz bız . o zaman şu sonucu cıkartıyorum evren insan için olmuş birsey değil.. keşke ışık hızına ulaşabılsek de varabılsek o cook uzakları keşfetsek dıyorum
Alaattin Taşçı
Alaattin Taşçı 3 yıl önce
Öyle güzel yorumlar, sohbetler var ki okumaktan videoyu dinleyemedim😅
murat cömert
murat cömert 2 yıl önce
Sunucu harika ses tonlama kusursuz ismini bilseydik ne iyi olurdu bilen varsa yazsin
Huriye Watson
Huriye Watson 3 yıl önce
Teşekkür ederim yayın için!
TANRI NEDEN ÖLDÜ? | Nietzsche Ne Kastediyor?
38:40
Pelin Dilara Çolak
görünümler 231 B
Dil Felsefesine Giriş (Frege, Russell, Wittgenstein)
54:09
This Toothpaste is NOT What You Think #shorts
00:21
Wow Best Friend ❤️🥰 #shorts
00:17
dednahype
görünümler 2,1 Mn
Yes or No? Burger Challenge 🍔 #shorts
00:44
Mr DegrEE
görünümler 4 Mn
Spinoza ve Foucault'da İktidar Eleştirisi
1:49:33
PANDORA - FELSEFE
görünümler 59 B
İnsan Ne İle Yaşar?  Lev Nikolayeviç Tolstoy
42:56
Yeniden Marx - I
53:11
PANDORA - FELSEFE
görünümler 220 B
Bilinç ve Benlik-I: Bilinç Nasıl Ortaya Çıkıyor?
1:03:03
Konfüçyüs'ün Yaşamı ve Felsefesi (Din Yaklaşımı)
54:05